Fon vurgunu sonrası yurttaşa dayatılan durum: ‘Kaçış yok zararı kabullen…’

Üç yıllık ekonomik bunalımın ardından Türkiye’de “para kazanmak” eylemi geriliyor, bu fikir giderek kaf dağının ardına düşüyor. Bu konuda işadamlarını kimse dinlemiyor, sorunlarının her zamanki gibi klasik “ağlama” seansı olduğu varsayılıyor. Oysa Türkiye uzun süreli ekonomik bunalımın farklı acı verici noktalarını tatmaya başladı.
İş çevreleri, işi para kazanmak olanları bir yana bırakırsak, toplumu daha çok ilgilendiren çoğunluğa bakmak gerekirse onların da pek farkı yok. Onların da gelecek kaygılarını dindirecek bir ortam kalmadı. Yani küçük yatırımcı, tasarruf sahipleri adeta şoka uğramış durumdalar. Fon vurgununun öncesinde görevini yapmayanlar belli. Bunu biz değil bizzat iktidarı savunan çevreler artık yüksek sesle dile getirmeye başladılar.
Herkes sermaye piyasaları uzmanı olabilir mi? Herkes borsadaki firmalar hakkında teknik analiz yapabilir mi? Bilanço okumayı, kâr marjlarını, piyasalara ulusal ve küresel etkileri bilebilir, etkileri için önceden önlem alabilir mi? Örneğin ABD-İsrail’in İran’a saldırmalarıyla yaşanan savaşın piyasalara, insanların yaşamlarına etkilerini bilebilir mi? Savaşın enerji üreten firmalara yaradığını, ulaşım sektörlerini çökerttiğini bilebilir mi?
PEKİ BİLMESİ GEREKLİ Mİ?
Şöyle bir yanıt verilebilir: Türkiye’de yaşıyorsan ekonomi öğretmeni düzeyinde olmalısın. Çünkü burası Türkiye… Ama ben memurum, işçiyim, yaşlılığımda azıcık rahat etmek için tasarruf yapıyorum diyemezsin. Artık Türkiye’de gelecek hayali kuramazsın. Kurarsan soyulursun…
Ekonomi profesörü olsan ne gam. Bütün mevzuat görmezden gelinir, bir gün uyanırsın dolandırılmışsın, boşluğa bakıyorsun…
Hep örnek veriliyor yurttaşın durumu için. Şöyle: Anne kedi davranışı. Doğurmak için içine sinen güvenli bir yer bulamayan anne kedi, sürekli yavrularını ağzında oradan oraya taşır durur. Fon vurgunu zihinlerde ağır hasara yol açtı. Büyük bir güven bunalımı oluştu, önlenemiyor. İnsanlar azıcık birikimlerini koyacak yer bulamıyorlar. Mevduat mı, altın mı, döviz mi?
Ancak… İktidar her hatasının ceremesini küçük yatırımcıya-yurttaşa yüklüyor. Mehmet Şimşek her türlü parayı vergi olarak görüyor. Örneğin insanların yatırımları para piyasası fonlarında mı yoğunlaştı, yükselt vergiyi, daya devlet tahvili zorunluluğunu… Devlet tahvili zorunluluğu, para piyasası fonlarını eksi getiriye bile götürdü. Yine küçük yatırımcı zarar etti. Bunun üzerine risk değeri para piyasası fonları düzeyinde, yani rakamla (1) olan serbest fonlar kuruldu. Yalnızca adları serbest, para piyasası fonlarından tek farkları bünyelerinde devlet tahvili yok ve ekonomi yöneticilerinin beceriksizliği devre dışı bırakılıyordu. Nitelikli yatırımcı ölçütü 50 milyon olunca küçük yatırımcı bu fonlara da giremeyecek.
“Vur dedik, öldürdün…” mantığı yine gündemde. Öyle görünüyor ki, iktidarın yarattığı zarardan küçük yatırımcının, küçük tasarruf sahibinin kaçma şansı yok. Artık tüm çıkışlar kapalı, herkese, payına düşen zarar ödetilecek.